4-5 sene önce oyun oynama alışkanlığımı çöpe attığımdan beri ilk kez neredeyse yarım yıl evel bir gün gazoz oldum. Kendime "Belki yeni oyunlara karşı sempatiyle bakmyorum ancak ben ki çocukluk mazimi anlı şanlı c64'lerle, amiga500'lerle ve üzerine 6-7 yıllığına da dolu dolu Pc oyunlarıyla geçirmişim. Yaşıtım veletler yana döne misket oynarken ben Shinobi'ye gönül vermiş, Lotus 2 ile neşe bulmuş, Mortal Kombat'ta bütün karakterlerle fatality yapabilmek uğruna dirsek çürütmüşüm... Peki neden benim bu vefasız hallerim ?" dedim ve eski oyunlarımın durduğu kutulara atak yaptım fakat o an için eski oyunlarıma karşı duyduğum bu özlem ve istek yarım saat sonrasında yerini "sonra bakarım"a bıraktı ve o sonra dediğim süre 6 ayı buldu. Woofer'ın yanında tozlanan seçtiğim onlarca cd 'nin kutusu dün bir kez daha dikkatimi çekti ve şöyle bir baktım neler seçmişim diye ve oyun oynamak olan niyetim bir anda değişerek bazı oyun cd'lerinde cd track olarak kaydedilmiş şarkıları dinlemeye doğru seyirtiyor.İlk önce Battle Arena Toshinden adlı oyunu seçtim aradan. 1996 yapımı bir dövüş oyunu. Vakti zamanındaki Pentium 100, 8 Megabyte Ram ve 4 Megabyte'lık VGA kartımla hakkını fazlasıyla veren bilgisayarım için aldığım Toshinden'in o dönem için dövüş oyunlarından farklı ilk 3D dövüş oyunlarından biri olmasıydı ve kapışan kişilerden biri bir şekil arena dışına çıkarsa (Atılabilir ya da düşebilir) dövüşü diğeri kazanıyordu. İsterse "gücü" hiç gitmemiş olsun farketmiyordu ve böyle bir fantastik sumo güreşi kafasındaydı. Oyun Japon yapımı olduğu için karakterlerde hafif bir Japon çizgi filmi tadı ve daha garibi müzikler ise bugünlerde bir çok kişinin yandığı kül olduğu anime müziğinin midi tadındaki halleriydi.(Tam midi değil ama midi'msi tınıda diyelim)
Bir zamanlar çok insanın aldığı fakat neden aldığını bilmediği org furyasındaki demo müziklere benzettim hep Toshinden'in müziklerini. Fakat iyi demolar. Bunlardan biri de 7.şarkı. Yanılmıyorsam Duke adındaki kılıçlı karakterin arenasında çalandı. Aynen 7.şarkı... Adı bu benim için.
Sonra Redneck Rampage'i gördüm cd'ler arasında. 1997 yapımı Duke Nukem türevi First Person Shooter. Farkı senaryosu zira yukardaki screenshot'dan da görüleceği üzere bi' köşede viskiniz duruyordu ve arada demleniyodunuz. Tavuktan, domuza, uzaylılardan, diğer Redneck'lere kadar hemen hemen herşeyi vurmayı mümkün kılacak şekilde çevreyle etkileşim vardı. Eğlenceliydi fakat öyle aman aman bir FPS değildi. Yalnız oyunun Redneck müfredatına uygun şarkılarını bir kenara koymak gerek. 12 yıl sonrasında bile o cd track'leri hemen mp3'e dönüştürdüm ve bazılarını dinliyorum.Redneck temalı bir FPS için toplanabilecek en iyi müziklerden 3.şarkıyı hala bir coşkuyla dinlerim ve elimde pompalı tüfekle kamyonetin arkasından fırlayıp vurmaya çalıştığım uzaylıların olduğu oyundan sahneleri hatırlarım.(ki o zamanlar counter-strike sapkınlığı olmadığından hıyar gibi oynardım FPS'lari.)
* Redneck Rampage - Track 03
95-96 yılları. Millet Settlers'la yatmış, Doom ile kalkmış, Command & Conquer ile ikinci baharını yaşıyor. Benim daha doğru düzgün strateji oyunu oynamışlığım yok. Derken sanırım 1997 yılında ulan neymiş bu Command & Conquer diye merak ettim ve Red Alert'ı aldım. Hani anlatıyorlar ya "Sıkı yönetim zamanı yağ alabilmek için kuyruğa giriyorduk" diye. "Ben de rahatlıkla 2 cd'lik oyun alabilmek için para biriktiriyorduk. 2-3 yıl sonra bir Baldur's Gate almışlığım var 5 cd... Ocağım söndü" diye anlatabilirim. Yani böyle merak ettim, gittim, aldım değil süreç. Red Alert dediğin oyun 2 cd. 2 cd o vakitler iyi para. Şimdiki gibi fiber optik bağlantıya sırtını dayayaıp artist artist "Üşendim şimdi gidip oyun cd'si almaya... Hem ona niye para vereyim... Netten indiririm crack'ini de buluruz bi' yerden" gibi şeyler söylemek bir ütopya oyun oynayanlar için. Haliyle oyun almak kendi içerisinde bir strateji oyunu zaten. Alıyorsun, oynuyorsun, bi' de zaten çocuksun olur da aldığın oyun dandik çıkarsa (Ki ben öyle bir Hunter Hunted almıştım sefil ötesi olan... Yaşadığım depresyonu anlatamam oyun dandik çıktı diye.) yıkılıyorsun. Güzel çıkarsa dünyalar senin oluyor. İşte Red Alert ile oynadığım kumarda haklı çıktım ve dünyalar benim oldu, doğum günüm Red Alert'ın bana geldiği gün oldu. Bir Sovyet oluyorum bir müttefik oluyorum, bir ordan görev bitiriyorum bir diğer taraftan görev bitiriyorum derken müttefikte yalan olmasın ama 12 mi 13 mi öyle bi' görevde çatlayıp kalmıştım fakat sovyette mutlu sonu yaşadım. (Mutlu son diyorum ya aslında bu eski oyunların hepsinin sonu bok gibidir. Sadece bitirmiş olmanın hazzını duyarsın. Hırt bir demo çıkar ya da sefil sefil yazılar geçer bi' bakmışsın oyun bitmiş.)O günden sonra Age of Empires çıktı, yok efendim Red Alert 3 çıktı, 5 çıktı, Generals çıktı fakat ben bir daha o tip strateji oyununa elimi sürmedim.(Commandos oynamışlığım var yalnız o yüzdne "o tip" dedim)
Red Alert'dan bana iki yadigar kaldı. Birincisi Sovyet birliklerinin verdiğim emirlere karşı baskılı R harfleri olan Rus aksanındaki cevapları (AffiRmative, FoR MotheR Russia, ComRad) ve her duyduğumda ateşlenerek tankları uçakları toparlayıp müttefikleri saldırı manyağı yaptığım HELL MARCH!!!
Uygun adım yürüyen postallara ait sesler, hayvanım gibi bir elektro gitar ritmi ve ne dediği belli olmayan bağıran bir adamın sesi. Sonrasında duydum ki her haltın olduğu gibi Hell March'ında 2'si 3'ü çıkmış...
Fakat ben hep Hell March'ın ilk versiyonu ile hatırlayacağım o güzelimTesla Coil'leri, o görev bilinciyle yanıp tutuşan Ore Truck'ları, heybetli Power Plant'ları...
2 yorum:
Hellmarch 1 ile 2 yi ayırd edemem birbirinden.
ve fekat biras daha oyun oynasaydın ilerleyen zamanlarda Battlefield Vietnam'ım oynanabililirğini fevkalade ikiye katlayan soundtrack'iyle kendinden geçmen söz konusu olur idi.
ama oyun OST'lerinden konu açlımışken türlü senfoni orkestralarının türlü kompozırların bestelerini icra ettiği world of warcraft ost'sini tek geçmek durumunda kalıyorum. ve sevgili blizzard biliyorsun ki diablo diablo ölemmi beni demonlara vurun.
Diablo'ya dair yazdığım aruz vezninde bir şiir var sana onu okumak isterim :
Gözleri fettan golem,
nökro dayı seni bana vermez ise
ben ölem,
ölem.
(Feiketüberakatü Feilü Feilatü)
Durum böyleyken tabi ki diablo1'in soundtrack'i bizleri kör zindanlara, dipsiz katakomblara saldı... Mamafih o konuyu daha evel iç etmiş idik : http://borntolisten.blogspot.com/2009/02/retrospektif.html
Ve bence battlefield vietnam diye bir oyun yok, oyun oynamıyor olmamdan faydalanıp beni kekleyecektin ama ben bunları yemem... sörf ? Tabi ki yemem. Hatta ve hatta Zara'nın dediği gibi : Zeytinyağlı yiyemem ama...
Warcraft'a olan soğuk halim tavrım bu oyunu oynayanların bırak nikotini eroin bağımlılarına dönüşmesinden mütevellittir. İsterse dünyadaki tüm orkestralar birleşsin gene fayda etmez gene girmem Warcraft'ın koynuna.
Hell March 1, Hell March 2 gibi şeylerle Sovyetleri böldüler resmen korkuyorum aynı kirli oyunları bizim ülkemiz üzerinde de oynayacaklar diye. Benim gönlümden harmandalı oynamaları oynamaları geçiyor.
Yorum Gönder