Yeni albümler dinliyorum dinlemesine ama bu dijital müzik hakları nanesi çıktığından beri keyfim kaçtı. Onu yükleme, bu yasak, o olmaz derken beni darladılar. Buraya yazmak en sevdiğim işlerden biriyken buralara uğramaz oldum. Ayrı kaldığım süre içinde dinlediklerimden bir mixtape toparlayayım dedim. Hatta demekle kalmadım toparladım da. Asıl soru şu : "Toparlamak" ne biçim bir kelime?
Fanfarlo - I'm a Pilot: Olur olmaz her albümü alaşağı ettikten sonra hepsini baştan sona dinlemeye fırsat bulamadığımdan "Last.fm listesine bakıp en tepedeki üç şarkısını mp3 player'a atma" hareketi bazen bu gibi tesadüfi keşiflere neden olabiliyor. Fanfarlo'nun dikkat çeken ilk özelliği çok sesli olması. Bana ilk dinleyişte 2006'daki albümleri Neon Bible'dan beri sessizliğini sürdüren Arcade Fire'ı anımsattı. I'm a Pilot ile başlayacak bir Fanfarlo sevgisi her müzik severin yüreğinde yer almalı. Dinle, hak vereceksin bana. (Prodüktörlerinin Interpol - Turn on The Bright Lights ve Antics ile The National'ın Alligator albümlerinin de prodüktörü olduğunu belirtmekte fayda var.)

Radio Dept. - Heaven's On Fire : Indie Pop'un gül bahçesi İsveç'in bir diğer güzelliği Radio Dept. 3.albümüyle bir önceki albümü olan Pet Grief'in biraz daha üzerine çıktı. 2007'de memlekete gelen fakat "Gitmediğim, hatta konser tarihine kadar zerre umursamadığım sonrasında da bi' şekil kendi kendime neden gitmedim ki ulan? dediğim konserler serisi"ne dahil olan Radio Dept.'in yeni albümündeki Heaven's on Fire yazın gelişini Demet Akalın ve Serdar Ortaç'ın aksine yüzlerde tebessüm yaratarak müjdeliyor.

The Black Heart Procession - Last Chance : "Kara haber" tez duyulur malum. Ayda belki 1 belki 2 kere yaptığım bir şey Biletix'e girip önümüzdeki tarihlerde Babylon, Indigo ve (hiç sevmesem de) Ghetto'nun adını arama kutusuna yazıp o üç mekanda hangi konserlerin olacağına bakmak. Fakat kara kalp kara kalbe karşıymış (Bu "kalp" ve "kara" şakalarının sonu yok ve belirtmeme gerek var mı bilmiyorum ama hepsi birbirinden dandik.) daha bilet satışa çıkalı bir kaç gün olmuşken The Black Heart Procession'ın adını gördüm Ghetto'nun etkinlik listesinde. Ghetto'yu gördüğüme mi üzüleyim, The Black Heart Procession'ı izleyeceğime mi sevineyim kararsızlığıyla omur iliğim alev aldı. Zira pek mümkün bakmıyordum böyle bir konserin Türkiye'de gerçekleşeceğine. Bazen yanılmak güzel şey.
Notalarla dinleyicilere ateş eden The Black Heart Procession 27 Mayıs Perşembe akşamı Ghetto'da olacak.
Darısı bir diğer "Dinleyiciye kahır mektubu yazdıran oluşum" Shearwater'ın başına.
The Walkmen - Red Moon : Bazı diziler var ki indiriyoruz. Aylar oluyor izlemiyoruz. Sonra bir başlıyoruz ki bizi esir alıyor. Tüm dünya Lost finalinin patlatmalığıyla ilgilene dursun kuzenden bu sezon sonunda bitecek şeklinde bir tiyo aldığımız "Breaking Bad'in 13.bölümünde neler olacak?" sorusu yegane merakım dizilerle ilgili. Hiç haberi olmayanlar için kısaca: Eşi ve felçli oğluyla sakin bir hayat yaşayan kimya öğretmeni Walter White bir gün akciğer kanseri olduğunu öğrenince dellenir ve sayılı günü kalmasının goygoyuyla ve öldükten sonra ailesinin ihtiyaçlarını karşılayacak parayı bırakmak istediği için tesadüfen uyuşturucu satıcısı olduğunu öğrendiği eski öğrencisi Jesse "Yo!" Pinkman ile birlikte Crystal Meth işine girer. Sonrasını otur izle.
Hanım yüksek kimyager, bense "NaCl işte sofra tuzu, kolay." seviyesinde kimya bilgisine sahip biriyim. Buna karşın ikimiz de severek izliyoruz. Demek ki benim gibi bir apaçiyi de gülüm gibi bir bilim insanını da ortak paydada buluşturabiliyor bu dizi. Kimya konusundaki bilgi fakirliğimi bastırmak için arada bir şarkı çalıyor dizide ve hemen helecanlanıyorum. (2.Sezon 10.Bölümde hanıma "Tv On The Radio'nun bu şarkı çok güzel. Favorilerimden. DLZ... " derken salyam aktı.) Yine 2.Sezon'un ortalarında Walter'ın piyasadan kaybolduğu bir ara The Walkmen'in You & Me(2008) albümünden Red Moon çaldı ki o gün bugünür mp3 player'ıma yeniden ekledim bu şarkıyı. Diziyi de izle, şarkıyı da dinle. Ben senin iyiliğini istediğim için söylüyorum bunları kızma hemen.

Foals - Miami : Gitarı gitardan ziyade abuk subuk fakat aynı zamanda melodik (İkisi nasıl bir arada oluyor deme, gayet de güzel oluyor.) sesler çıkarmak için kullanan gruplara karşı her daim sevgiyle yaklaştım.(Özellikle Follow The Leader ve eveliyatındaki albümleri ile KoRn'da buna bir örnek olarak verilebilir.) Foals ilk albümleri Antidotes ile bu zaafımdan yararlandı ve Electric Bloom, Red Socks Pugie, Cassius gibi şarkılarla beni can evimden vurdu. Fakat ne acıdır ki Foals'in 2.albümü Total Life Forever ile ilk albümü arasında bana göre dağlar bayırlar var. Fark var diyemiyorum çünkü hemen aklına o Ceza şarkısı gelecek biliyorum hatta geldi. Ama hakikaten de fark var.
Miami ilk turlar sonrasında albümdeki en sevdiğim(Tek sevdiğim demeye dilim varmıyor, bir iki tane daha hoşlaştığım şarkı mevcut neyse ki) şarkı oldu. Belki 3-4 şarkı daha sevebilirim bu albümden ama en nihayetinde Foals'in artık her gün 2'şer 3'er piyasaya çıkan Indie gruplarından çok da ahım şahım bir farklılığı kalmadı benim için.

God Is An Astronaut - Golden Sky : Bir diğer nette görünce sevindiğim yeni albüm ise evimin direği, gözümün bebeği God Is An Astronaut'un yeni albümü "Age Of The Fifth Sun" oldu. Albümü indirmem ve 1-2 kez dinlememle birlikte sevincim yerini sakinliğe, biraz daha dinledikten sonra sakinliğim yerini "hmmmm"a bıraktı. Dost acı söyler. God Is An Astronaut güzel şeyler yapıyor, belli bir çıtanın altına düşmüyor mamafih şu da bir gerçek ki yine ilk iki albümünün (1 ; 2) yakınına yine yaklaşamıyor 5.albümü ile. Bazı şarkılarda yine o tekrar hissi var ki en fena durum da o. Yine de God Is An Astronaut'a Foals kadar kırgın değilim. Golden Sky da hafif hafif The Cranberries - Zombie tınısını çağrıştırmasına karşın albümdeki en başarılı şarkılardan biri.

Dario Moreno - Sarhoş : İzmir - Asansör hatırası... Dario Moreno'nun neden "Canım İzmir" dediğini gidip görünce daha iyi anladım.

Brazzaville - Bosphorus (Live In Istanbul) : Brazzaville'in Live In Istanbul albümünü Bant'ın yılın en iyi yerli albümleri listesinde gördüm önce(Plak şirketi mi Türk yoksa gele gide bizden sayılır hale mi geldi Brazzaville o yüzden mi o listedeydi onu bilmiyorum) sonra goodmusicbox'ta gördüm. Fakat indirmiyordum ısrarla. Sonra saçmalığa bak ki hanımla Mudo'da gezinirken duydum Bosphorus çaldığını.(Böyle garip şeyler oluyor arada. Bir gün Top Shop'ta Ellie Goulding - Starry Eyed çalması gibi... Ya da bunlar garip değil normal durumlar, sadece ben alışkın değilim.)
Aklıma direk olarak bu albüm geldi. Fakat şarkının düzenlemesi harikaydı. Sadece Istanbul'da kaydedilmiş ve bu yüzden Live In Istanbul olarak adlandırılmış bir albüm yapmamış Brazzaville. Hamakta sallanırken dinlenmesi gereken albümlerden...

Joe Hisashi - Memory (Okuribito OST) : Bir önceki yazıda Okuribito'nun müzikleri ayrı bir yazıyı hak ediyor demiştim. Keman, viola, viyolansel üçlüsünden her hangi biri uzak doğulunun eline geçince tehlikeli sonuçları oluyor. Old Boy, In The Mood Of Love, 2046 gibi filmlerin soundtrack'lerinde bunu defalarca yaşadım. Adamlar at kılı-misina karışımı teli yaylara sürterek beni darlıyorlar. Saçma bir formül ama gerçek. 2008'in yabancı film oscar ödüllü Japon filmi Okuribito konusu yetmezmiş gibi bir de müzikleriyle boğazlara yumruk atıyor.

0 yorum: