* Pixies - Here comes Your Man / * Regina Spektor - Hero
* Pixies - Here comes Your Man / * Regina Spektor - Hero
Kullanılmasını istediğim şarkılar serisinde daha önce Dexter ve True Blood 'dan bahsetmiştim. Her ne kadar o iki diziyi de takip etmeyi sürdürmesemde (Sürdürmek istemediğimden değil fakat kolay kolay dizi izleyemiyorum bi' süredir) içimden bi' ses "Halen kullanılmadılar" diyor. İçimdeki sesi göt etmek isteyen buyursun çıkıp bölümüyle birlikte belirtsin. Kontrol da etmedim. Hakikaten içimdeki sesi dinliyorum bu konuda.Diğer yandan bu sefer bahsedeceğim "kullanılsın isterdim" ile ilgili durum biraz farklı. Bu sefer eğer ki izleseydim kullanılmasını isteyeceğim bir şarkının kullanıldığını gördüm. Çok da başarılı olmuştu. Dizi Dr. Cal Lightman adlı mimik ve vücut dili uzmanı dayının çözdüğü vakalarla ilgili Lie To Me. Diziden haberim yoktu fakat Cüstinyenlerde iki bölüm izledikten sonra oldukça beğendim. Başrol inceden Dr. House profili çözen tek kişilik yenilmez armada tadında ve çevresindekileri ayar manyağı yapıyor ama kimse ona karışamıyor çünkü ona karşışan kişi eğer ki onunla konuşurken alt dudağının solunu oynatırsa Lightman onun kendine güveni olmadığını anlıyor ve başlıyor üzerine üzerine abanmaya. Karşısındakinin burun delikleri açılıyor Lightman anlıyor ki karşısındaki blöf yapıyor, saç dipleri titriyor Lightman biliyor ki karşısındaki bir şeyler gizliyor. Böyle can sıkıcı bir adam kendisi (Polat Alemdar, Wentworth Miller ya da Ajda Pekkan gibi mimiksiz insanları sorguya çekse nasıl bir sıçış yaşardı orasını tahmin edemiyorum tabi) fakat dizi oldukça başarılı.
Benim izlediğim bölümlerden birinin finalinde eskilerden bir şarkı ile bölüm kapanışı yapıldı ki bu tip durumlar bende sahneye uygun o şarkıyı tekrar hatırlayıp, tekrar sevme gibi bir etkiye sebeb oluyor.
Şimdilerde de bu kontenjanda Dr. Lightman'ın çalıştığı binadan çıktıktan sonra etrafındaki insanların mimiklerine bakıp onların aslında söylediği fakat onun için "belli ettiği" yalanlarını yakalayıp onlardan tiksindiği sırada çalan, Brighter Than Sunshine ve Good Times Gonna Come gibi şarkılarla gönlümde taht kurduktan sonra en son albümüyle birlikte eski tadı vermeyip (2008- Words And Music) düşüşe geçip sonrada sesi soluğu çıkmayan Aqualung 'ın eski güzelliklerinden biri olan "Easier To Lie" yer alıyor.
Bu şarkıyı o sahneyle örtüştürerek bu güzel şarkıyı bana hatırlatan meçhul "müzik seçici" şahsı ve diziyi yayınlayan kanal Fox'u ellerinden öpüyorum...
* Aqualung - Easier To Lie
Bu İskoç tayfasının en neşelisi, en sevimlisi diyebileceğimiz Travis bile tersine gelirse melankoliyi öttürüyor dibine kadar. Bugüne kadar Arab Strab, Mogwai, The Delgados gibi küllüm hüzüne abanmış nice İskoç grupla raks etmiş biri olarak (Arada Franz Ferdinand gibi bir parıltı oldu fakat o da ilk albümden ibaretti, itiraf edin gençler, kabul edin : Franz Ferdinand abartılmış, halen ilk albümünün kaymağını yiyen, tırt bir oluşum) bu listeme son yıllarda üç isim ekledim. Bunlardan biri Twilight Sad, bir diğeri The Cinematics olurken sonuncusu ise Frightened Rabbit oldu. Özellikle 2008 yılında yayınladığı The Midnight Organ Fight adlı albümleriyle dikkat çeken bu gönül dostları yeni albümleri Winter of Mixed Drinks'i 2010 Mart ayında yayınlayacağını açıklamıştı. Ben de ara ara yokluyordum yeni nevaleden 1-2 şarkı denkleyebilir miyim diye ki sonunda amacıma ulaştım. Değdi mi ?Gayet de değdi. Şarkı 2-3 dinleyişten sonra akılda kalan, neşeli melodisinin arkasında saklanan tipik Frightened Rabbit sözlerine sahip.
Bu vicdan azabıyla daha fazla yaşamak istemiyorum. Daha önce de Russian Circles / God Is Astronaut yazısında da belirttiğim gibi son Miksteyp yazısında The Antlers'ın Hospice albümü yerine kutup ayısı Knut'tan bahsettiğim için pişmanım. The Antlers yakın zamanda 6.sanat eseri albümleri "Six" ile 3 yıl aradan sonra geri dönen The Black Heart Procession gibi uzun vade aynı kaliteyi tutturabilir mi orası meçhul (zira Hospice pek de başarılı olamamış bir ilk albümün ardından gelen ikinci albümü The Antlers'ın) ama 2009 yılı için en iyi albümlerden biri The Antlers'ın gülü Hospice. Yandaki konser afişinde tabut mabut var ama o kadar da değil... Two'yu dinlerken inceden bir tebessüm beliricektir yüzünde...
Yalan yok ; Belki Zaman Gazetesine yaklaştığım kadar değil ama en nihayetinde bir önyargıyla yaklaştım bunca zamandır Twilight'a. İlk filmin soundtrack'i "Amerikan Gençliği" kafasındaydı listeden gördüğüm kadarıyla (Biri Paramore'u ve türevlerini sustursun, üzülerek belirtmeliyim ki bu konuda demokrat olamıyorum bilakis müzik faşistiyim bazı bazı.) fakat ikinci film New Moon ile öyle yaman bir tracklist söz konusu ki zerre atıp tutamıyorum bu üç beş çapulcu vampir hakkında (son tanımlamamdan anlayabileceğin üzere filmden bu derecede uzağım.)*
Kara Haber BBC'den gelince tez duyuluyor. Morrissey(T-Shirt'e gel!) 23 Ekim'de Symphony Hall'da verdiği konserde bir The Smiths klasiği, bir mazi yarası olan "This Charming Man"i seslendirirken yere yığıldı. Hemen hastaneye kaldırılan Morrissey'in yine BBC'deki habere göre Swindon'daki hastaneden ("Ssk'n var mı Moz Dayı?") sağlık durumu şimdilik iyi şekilde taburcu edildiği belirtilmiş. Fakat en nihayetindeki hakikat şu ki : Avrupa Turnesi yalan oldu, yalan oldu...Samimiyetimle söylüyorum Morrissey telefon açıp "Benden bi' isteğin var mı ?" dese canının sağlığı derim, öyle bi' severim onu ve bu olayı "turne yalan oldu" şekilde nihayetlendirmek gibi işin bencillik tarafında değilim. Daha ziyade benim bu olayda enteresan bulduğum kısım etrafımdaki -babam dahil- bir çok 50 yaş üzeri insanda gözlemlediğim durumun Morrissey'e de sirayet etmiş olması. Evet, bir zamanlar delifişektiler, civanmerttiler, cevval ve atiktiler fakat artık olmuyor... Olamıyor.

Yaş geçtikçe 20 yaşında gibi seyircilerin üzerine uçmak 30 yaşında gibi sahnede hop zip takılmak ve 40 yaşında gibi mikrofonla sarmaş dolaş rakslar eylemek için artık çok geç... Üzgünüm ama Dosteyevski acı söylüyor... Peki ne söylüyordu Dosto (Şimdi de samimiyete gel!) :
Üstelik Morrissey ki vejeteryan. Ye kabağı, ye brokoliyi, ye kerevizi nereye kadar ? Sen bunca yıl bir ıslak hamburgere bile dudak değdirme ve üstüne paso turne, boyuna konser bu sonuç normal. He öte yandan diğer uçta kaşık kaşık kokaini çileğin üstüne pudra şekeri niyetine döküp yediği iddia edilen Dave Gahan'da sedyeyi tersten 47 yaşında gördü o da ayrı konu. O aynı hataya daha elliyi geçmeden düştü... ("Arkadaşım, iki kaşık az içiver şu mereti, senin sevenlerin var" cümlesini dinlettirebilecek bir menejeri olsa sağlığı böyle yıpranmış hale gelmezdi.)
Yazıyı bitirirken Morrissey'e kendi silahlarından Boxers'ın videosu ve şarkının sözlerinden bi' kupleyi armağan ediyor ve şu şekilde sesleniyorum ona :
"Weary Wife" / Johhny Marr seni terkeylemiş olsa da sevenlerin yanında bunu bilesin babayaro, geçmişler olsun, ellerinden öperim. (Videoyu direk buraya koymayı türlü şekilde denedim fakat sonuç fiyasko... O Html kodlarını Allah bildiği gibi yapsın... Pislikler.)
Floyd'a da aşağıdaki türküyü özellikle ilk mısrasından ötürü söyletme sebebi olabilecek Ingemar Johansson 31 Ocak 2009'da, 76 yaşındayken hayatını kaybetti.
Losing in front of your home town
The crowd call your name
They love you all the same
The sound, the smell, and the spray
You will take them all away
And they'll stay
Till the grave

* God Is An Astronaut - Fireflies and empty skies
* God Is An Astronaut - Infinite Horizons
"Send me the pillow... The one that you dream on... And i'll send you mine..."
* The Smiths - Some Girls Are Bigger Than Others
Bu maziye dönüş bana bir ismi daha hatırlattı ki o da "one hit wonder" olduğu bile tartışmalı olan The Androids'in geyikten fakat bir o kadar da gerçekleri yansıtan şarkısı "Do it with Madonna" oldu. Gerçekleri yansıtan desem de Guy Richie kötü giden bir evlilikle birlikte geçen 8 yılın ardından "I'd rather do it with Madonna" diyemez hale geldi diyebilirsiniz ama tahmin etmesi zor değil, bu kadınla evlilik ne Snatch'e benzer ne Revolver'a... En adrenalin manyağı aksiyon filminden daha çok yıpratır insanı. Bunu tahmin etmeliydin Richie...
Madonna'yı seven, sıradışılığına katlanır.

Nicedir pasiflerdeydim. Dinlediğim yeni ve başarılı musiki eserlerinin ve albümlerin bir kısmını aşağıdaki miksteybe pasladıydım fakat bu işin sonu yok tabi, müzik dünyası gereksiz bir Temel fıkrasındaki gibi tarif edilebilir : Işığı gören geliyor.(Fıkrayı anlatmam kaldı ki anlatmam da böyle boş şeylerle o taze beynine kıyamam senin) Bazen de bu ışığı görme mevzusu karşılıklı oluyor ki bunun son örneği benim kendisinde nicedir ışığı gördüğüm (Güneşi Gördüm'le ilgili şaka yapmasak?) Menomena adlı şukelalardan şukela grubun elemanı Brent Knopf'un solo projesi Ramona Falls ve ilk albümü Intuit oldu. Menomena benim için çölde bulunmuş 19 litrelik damacana kadar değerlidir ve yeni albümlerinin 2010'un ilk aylarında çıkacağını öğrendiğimden beri hazan mevsimlerindeydim. Fakat tıpkı Interpol'ün 2010'da albüm yayınlayacağını öğrendikten sonra Paul Banks'in Julian Plenti olarak bünyemi(ve bir çok bünyeyi) tazelemesi gibi Brent Knopf da 2010'a kadar araya bir solo albüm sıkıştırarak Menomena-sevenleri (ki ne hikmetse kendimi ıssız adaya düşmüş gibi hissediyorum bu Menomena sevgim ile ilgili olarak o yüzden çoğul eki koymak ne derece mantıklıydı tartışılır) Menomena çizgisinde deneyselliği olan bir albüm ile (Paul Banks'in solo albümüne kıyasla Brent Knopf'un solo albümü grubunda yaptığı müziğe daha yakın denebilir) neşeye boğdu. Hakikaten hoş bir nane olmasa ben ne diye karşına geliyim böyle şeylerle, biraz düşünceli ol. Hiç olamadın şu yukarıdaki resime bak ve anla Brent denen bu adamın ne kadar güzel haltlar karıştırabileceğini. Gözünden hinlik akıyor çakalın.



Çok afedersin nicedir kıçım yer görmediğinden yazamamıştım. Mp3 şeysime albümden şarkılar atma fırsatım bile olmadı fakat dün eve biraz erken dönünce hemen İzlanda'nın güllerinin yakın zamanda alaşağı ettiğim albümünü tekrar dinledim ve bir kez daha anladım ki múm yine müzik yapmamış, "yetişkinlere masallar" yazmış son albümleri Sing Along To Songs You Don't Know ile.
Sakalına yandığım Mark Oliver Everett ve yandaşları öyle bi' albüm yapmış ki "Laaaan ne kadar güzel olabilir yeni Eels albümü ?" gibi küstah bir tavırla bu albümü edinen ben ("Download" demedim ! Edindim dedim.(Bu da Obama'nın soykırım dedi mi demedi mi ? Tartışmasıyla kapışıcak tadda)) Hombre Lobo'yu dinledikten sonra yine yeni yeniden bir taş olma anı yaşadım. Allah hepsinden razı olsun müzisyenlerin ve bu dönem tekrar bi' hareketlenme var, çok şahane albümler yayınlanıyor arka arkaya. Alt başlığında "12 Songs of Desire" yazıyor o da bi' ipucudur fakat Hombre Lobo bazı şarkılarıyla "Balık burcu musun lan Mark ?"("Bi' insan duygusalsa balık burcudur" - Toplumun kalıp düşünceleri vol. 43) sorusunu sordurtabilecek cinsten şarkılarıyla beni büyüledi. Her ne kadar albüm geneli yer yer bağırış çağrış harika yer yer aşağıdaki gibi sakin şarkıları dengeli bi' şekilde içeriyor olsa da The Longing, That Look You Give That Guy ve In My Dreams bana yekten bir "Hamakta sallanmış" huzuru verdi. (Fresh Blood'da harika tabi ama o farklı bir kulvarda... "Söz ve müziği Serdar Ortaç'a ait" gibi bişey söyleyeceğim geldi böyle kulvar mulvar dedim diye... Magazinel Indie albümü tanıtımı... Olmuyor, olmaya çalışırsa da saçma oluyor, sabrından ötürü tebrik ediyorum seni.) Fazla traş atasım yok (Kaldı ki Everett'in o radikal islamcıları kıskandıracak sakalına hızar dayanmaz) haliyle bir an evel aşağıdaki şarkıları tedarik edin ("Download" demedim!) ve yakalayın bu huzuru. Albüm geneli içinde son sözüm ise benim için bu yılın en iyilerinden biridir Hombre Lobo. Gereğinin yapılmasını arz ederim. (Nerden çıkarıyosun arkadaşım "Download edin" demek istediğimi ? "Albümü bulun" dedim ben.)
* The Longing
* That LookYou Give That Guy
* In My Dreams
* Fresh Blood


