Morrissey'in yeni albümü Years of Refusal eğer bi' terslik olmazsa 16 Şubat'ta yayınlanacak.Beklenenin altında kalan Ringleader of Tormentors'un (Morrissey'in solo diskografisinin bana göre en zayıf halkası) ardından Years of Refusal ile Morrissey'in ne yapacağı benim için merak konusu.Albümle ilgili gelen en şahane tiyo prodüktörün bu kez Tony Visconti yerine You Are The Quarry 'nin prodüktörü olan Jerry Finn olması.Haliyle beklentiler daha da yükseliyor çünkü Visconti'yle Mozzarella'nın birlikteliği tutmadı...You Are The Quarry'nin ise kalitesi ortada.
Tabiki olayı salt prodüktöre mal etmek yanlış ama tırı vırı iş yapabileceği ihtimalini aklımdan geçirmediğim Moziko'nun (Bu da götümden uydurduğum kendisine yönelik son hitap şekli) albümüyle ilgili bi' beğenisizlik varsa hakeme bok atan Beşiktaş yöneticisinden farkım kalmıyor.
Son Greatest Hits'te yer alan yeni şarkılar That's How People Grow Up ve All You Need Is Me bu albümde de var ki bu biraz can sıkıcı bi' detay.Dinlemediğim yeni 2 şarkıyı tercih ederdim.Ezelden korsancı olduğumdan kelli Ocak ortalarında allem kullem indiririm albümü bi' yerlerden.O zamana kadar tekrar mastering tekrar miks derken bakarsın daha başarılı hale getirilmiş iki şarkı çıkar karşımıza o yüzden konuşmak için henüz erken.
Bana magazinel gel diyenlere Alişan tarzı dar gömleği Fred Perry'den çakmış delikanlı diyebirim.Takım elbiseden sıyrılmış olmasıda ayrı bi' dikkat çekici husus.Onun dışında kucağındaki velet tur menejerinin oğluymuş.Helecanla bekliyorum Years of Refusal'ı...
*
Maziye bakacak olursak ufak bir hatırlatma :
You Are The Quarry'nin açılış şarkısı America is not the World'de geçen :
In America, The land of the free, they said,
And of opportunity,
In a just and a truthful way
But where the president, Is never black, female or gay
Dizeleri Obama'nın seçilmesiyle çatlamış olabilir ama Obama seçildi diye insanların sanki düne kadar tüm bunları yapan Amerika değilmiş gibi barış,uyum,sevgi,kardeşlik havasına bu kadar seri şekil kendilerini kaptırmasına anlam vermek güç.
O yüzden çatlamasına zerre ihtimal vermediğim The Smiths dizeleri de var hatırlanması gereken,"O dönem için önemli bi' hareketti ama o" şeklinde dokunulmazlaştırılan dinlemekten bıktığım neticesinde bi' bok yememiş olan hippiegiller ve "Imagine" gibi övülen şarkıların ütopya isteğini dile getirmekten başka bişey olmadığını gaddarca gözümüze gözümüze vuran...
The death of a disco dancer
Well, it happens a lot 'round here
And if you think Peace
Is a common goal
That goes to show
How little you know

The death of a disco dancer
Well, I'd rather not get involved
I never talk to my neighbour
I'd rather not get involved
Oh ...

Love, peace and harmony ?
Love, peace and harmony ?
Oh, very nice
Very nice
Very nice
Very nice
...But maybe in the next world.

* Death Of A Disco Dancer

"Nezleyim." kelimesinden kalkıp şarkıcı (Şarkıcı?) Nez'le ilgili kelime oyunları türeticek kadar basit düşünmek bana yakışmaz.(Güzele yakışır o,güzele ne yapsa yakışır zaten.Ben güzel değilim...Ben güzelden anlarım.) Burnum akıyor,halsizim,konuşmadan önce küçük çaplı öksürmem gerekiyor aksi takdirde konuşamıyorum,boğazım acıyor...Kısaca ben boku yemiş biriyim.Bu süreci yavaşlatmak ve hatta durdurmak adına sabah işe,güce giderken eczanenin birine girdim ve Taylıl Hat aldım.(Ki tutamıyorum kendimi Tilolot dememek için.)
09.00'a doğru içtiğim Tilolot'un (Belliydi böyle olucağı) ardından hazır daha iş başlamadı dedim ve vurdum google'ın gözüne Taylıl Hat'ın yan etkileri yazarak.Bi' yandan da gözlerim kapanıyor,hipnoz edilircesine bir ağırlık çöküyordu üzerime.Bi' siteye girdim,sonra bi' başkasına,sonra bi' başkasına...Hepsi aynı şeyi söylüyordu : Uyku yapar,içenin uykusu gelir,uyku,uyku,uyku...Ortak nokta bu.
Ulan bi' saat geçti geçmedi bende de bir başladı uyku.Hem de nasıl bi' uyku anlatamam.(İyi izle anlatamıycam) Kafam düştü düşücek.Neyse öğlen oldu zar zor.Yemek yedim.Ara ara tuvalete kaçıyorum yüzüme çakıyorum suyu ama nanay...2'den 5'e kadar süründüm resmen.5'ten 6'ya kadar eve gidip uyuyacağım anın hayaliyle yaşadım.Eve geldiğimde uykum yoktu tabikide.
Ve bütün gün kafamda aynı şarkı döndü...R.E.M'den haz etmiyorum,hatta niye bu kadar abartıldığını anlayamadığım gruplardan biri benim için.Daha fazla konuşursam ülke çalkalanır.Dünyadaki R.E.M.'in sevilme potansiyeli düşünülürse bi' çok ülkeye giriş hakkımı kaybederim o yüzden susuyorum.(Heee ! Onlar da bu blogu takip ediyodu zaten...Hemen yasaklarlar girişimi...)
R.E.M'in sevdiğim bi' kaç şarkısından biri olan(hatta benim için en iyisi diyebilirim) Daysleeper gün itibariyle beni anlatan yegane şarkıydı.Bütün gün kafamda çaldı,durdu...Eve geldim,iki de birde dön dolaş Daysleeper dinledim.Keşke R.E.M. hep bu kadar güzel müzik yapabilseydi benim için dedim durdum ve saat 00.11 oldu.Bugünlük bu kadar.Gözlerim kapanıyor.Kendimi asla yetmeyecek olan uykuya teslim ediyorum.
Yarın çarşamba...Tilolot bahane aslında...Daysleeper'lığa gözlerim açıkken de devam edebilirim Outlook'taki iş yazışmalarına bakarken aslında türlü hayallere dalmış şekilde...

* R.E.M. - Daysleeper

Düşünüyorum,düşünüyorum Marnie Stern'e nerden gıcık olmaya başlıycağımı bulamıyorum.23 yaşına kadar dünyadan haberi olmayan bu kadın Sleater-Kinney'i duyunca "Lan acaba ben yapamaz mıyım?" Diyor ve başlıyor kitar çalmaya.Tabiki çok alakasız yerlere sürükleniyor ve sonunda virtiöz oluyor.Finger-Tapping denen bi' teknik üzerine yoğunlaşınca olaylar farklı seyirtiyor tabiki.(Bu tekniğe bağlamada şelpe deniyor bildiğim kadarıyla.Arif Sağ sanki şelpe'yi kopuk çalabilen biriydi diye kaldı aklımda...)
Sonrasında ise Zach Hill gibi sapık oğlu sapık davul çalan bi' adamında desteğiyle ilk albümü In Advance of Broken Arm'ı 2007 yılında,31 yaşındayken çıkarttı Stern.
Pek rastlanmayan,kendine has stiliyle deneyselliğe aç olan musikişinas çevrelerce kucaklandı ilk albüm,yılın en iyilerinden dendi.(Bende oldukça beğenmiştim ilk albümünden bazı şarkıları) Kıl,yün...Daha bir yıl geçmişti ilk albümün üzerinden ki This Is It and I Am It and You Are It and So Is That and He Is It and She Is It and It Is It and That Is That adını verdiği (Tabiki kopyala-yapıştır yaptım) ikinci albümünü yayınladı.Gene vurgun gene vurgun.En gıcık olduğum konuda o kadar başarılı ki tam olarak gıcık olamıyorum.Bi' kere alternatifsiz denebilecek kompleks bi' müzik yapıyor ve bende o deneyselliğe aç olan musiki dinleyicilerindenim.Bağırış çağırış vokal,hayvanım davul,çıldırasıya elenktronik kitar...Normal şartlarda "noise" olarak tanımlanabilicek bi' üçlüyken Marnie Stern'in müziğinde saçma sapan bi' melodik olma durumu var.Bu yılda en iyi 50 albüm,en iyi 10 albüm,en iyi şarkılar vesaire tüm listelere girdi Stern'in uzun isimli albümü ve albümden bazı şarkılar.Bunca lafın sonunda ille de kalıpla bu müziği dersen : Tekerleme söyleyen bi' kadın aynı anda gitarı alışık olduğumuz dışında çalıyor ve ona eşlik eden yine alışılagelmiş dışında davul çalan bir adam var.(Zach Hill oluyor daha önce de belirttiğim üzere.) Yeniliğe açığım,herşeyi dinlerim diyenler dışında bulaşanı mutlu ediceğini sanmıyorum.
İncelemenin şekilcilik boyutundan taviz vermemek gerekirse : Stern'in eli yüzü düzgün,e yaşını da göstermiyor,gazeteciliği bırakıp bu işi yapmaya başlayabilecek kadar ballı bi' aile ortamında büyümüş fakat Marnie Stern'e karşı tüm bu çekememezlik krizi yaratan özelliklerine karşın bir detay var ki o da "31 yaşına kadar böyle işler yapmak için şansım olabilir." gibi keko bi' avuntuyla insanı kendini kandırabilmesi durumu...Yani umut veriyor kadın şu yaşında yaptığı şu albümlerle.
Sırf "Neymiş ulan bu azmin zaferi ?" Diyerek indirebilirsin ama dediğim gibi pek sakin insan işi müzik değil Marnie Stern'in icra ettiği...("Musikişinas","İcra etmek"...İyiden iyiye eski İstanbul beyefendisi lugatına dönüyorum ya du' bakalım)
Sleater-Kinney'den ilham alan insanların alıp yürüdüğü yıllara geldik,Sleater-Kinney ablalıktan çıktı teyze oldular.Önümüzdeki yazda çalıp,kıyıya çekilmeyi düşünüyoruz diyorlar...Şimdilik gelecek için ne başka turne ne de albüm planları var ofişıl sitede belirtildiğine göre.
Erken emekliliklerinden evel bi' Kinney konseri izleseydik ilaç gibi gelirdi.Halen sahnede 2 kavanoz nutella yemiş gibi had safa enerjiyle takıldıklarına eminim.Kısmet değilmiş.

* Marnie Stern - Prime

* Sleater-Kinney - Off With Your Head

Geçtiğimiz cumartesi ayın 13'ü hesapta The Dø konserine gidicektim,planlar yaptım.Gerekirse tek başıma giderim gibi restler çekiyodum kendi kendime.Aradan 1 sene geçince insan konser izlemek ister dedim...Bende bi' an için öyle bi' etki oldu sandım...Yanılmışım.İllaki izlemek istediğim birileri olmadıktan sonra 5 sene konsere gitmesem rahatsız olmam sonucuna vardım.
En son gittiğim konser 7 Aralık 2007'deki The National 'ın Babylon'daki konseri,daha önce de bahsetmiştim burda.Sonrası malum...vi vör solcırs...bi' döndüm ve öğrendim ki Jens efendi gelmiş,Tunng gitmiş...
13'ü sabahı telefon çaldı ve konseri anında sattım zira cennetin anahtarını sundu telefon eden şahıs : "Sınırsız bira stoğumuz var,çabuk gel,Real Mardin - Barselona'ya kadar anca kıvama geliriz." ...Sorma gereği bile duymadım sınırsızdan kastın ne diye çünkü arkadaşlarımı tanırım.
Öte yandan zaten çokta niyetim yoktu dediğim gibi The Dø konserine gitmeye.Ne büyük The Dø hayranıyım,ne de her konsere mutlaka gitmeliyim zihniyetli piyasa düşkünüyüm.
Güzel müzik yapıyor The Dø ama bi' yere kadar.Üstüne bi' de sefil Yeni Melek'te mevzu...Hakikaten benim için elimde bira,koltuğa yayılmış,2-3 geyik-insan kırmasıyla birlikte "Yürü lan Messi!" diye bağırmak daha keyif verici bi' durum.Üstelik zorunlu kalmadıkça bu tip sosyalleşmeler,kalabalık içine girmelerin yanlısı da değilim...Haliyle "Yürü lan Messi!" oldu o günün özeti.
*
Uzun zamandır bekliyorum Alaaddin'in lambası gibi bişey bulursam ve içinden Organizatör-Cin çıkarsa dile benden 3 konser diyen o vakit Interpol konseri izleriz herhal' zira ilk dileğim o olucak.(İkinci söyleyeceğim isim Johann Johannsson,üçüncü hakkım için düşünmem lazım.)
Başka türlü nedense hiç umudum yok.Geçen yıl çıkardıkları Live Ep'yi ıska geçmişim.Londra konserinden 6 şarkılık bi' kayıt.Tesadüfen yakaladım.Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim...çünkü benzer bi' konseri Istanbul'da izlemek konusunda çok umutsuzum...
Hadi lan Rock'n Coke(Niyeyse başka türlü olabileceği aklıma gelmiyor.Babylon'a ya da türevi saçma olur gibi bi' önyargıya sahibim.Açık havada olmalı Interpol konseri.(Başka?)) şaşırt beni,yap bi' krallık bu sene getir şu herifleri.Şu aşağıdakileri ve daha nice Interpol şahaserini dinleyelim ceketimizin önünü ilikleyip,gözümüz açık göçmeyelim şu fani dünyadan.(Her türlü taklayı atıyorum ulan burda,fani dünya tribine bile girdim,birileri yardım eli uzatsın artık,duyun bu feryadı pis herifler...)

* Obstacle 1 (Live Ep)

* Mammoth (Live Ep)

* Pioneers To The Falls (Live Ep)

BBC6'de Elbow'un vokali güzel insan Guy Garvey pazar günleri program yapıyor.Arada bir dinlemeye çalışıyorum siteden.Sanıyorum 1 ay ya da 1,5 ay önce dinlediğim programdı,telefonla programa bağlandı Paul Marshall ve Guy Garvey'le o günkü programın konusu "aile" ile ilgili konuştular bi' süre.
Hemen önyargılı yaklaşıp isme kitlenince isimden bizim memleketin Ahmet Yılmaz isim soyadındaki tadı almak mümkün...E düşünüyosun Ahmet Yılmaz adındaki müzisyen şahıs hoplayıver çekirgeyi seslendiriyor burda...Haliyle Paul Marshall'dan da beklentin sıfıra ini...Ya bi' git lan...Öyle şeyler düşünme ben yönlendirdim diye.Tabiki alakası yok ikisinin.
Bi' kontrol ettim last.fm'den 300 kişi dinliyor bu garibanı.(Şimdilerde 400'e yakın sayı) Kötü de müzik yapmıyor,hatta gayet de kolay dinlenilebilir aslında.Peki bu tip durumlardan gına geldi bana bunu niye anlatıyosun demiycek misin ? Dersin sen tutamazsın kendini.20 küsür milyon üye içinde sadece 400 kişinin dinlediği fakat güzel müzik ya da en azından tek şarkı,iki şarkı,beş şarkı artık kaç taneyse yapabildiği o kadar şarkı yapmış olan insanlar var dünyada.Daha garibi Guy Garvey bu adamı keşfediyor.Senaryoyu hemen yazdım dötümden,gitti Guy efendi Leeds'de bi' Pub'a orda tesadüfen denkledi ,beğendi,albümü buldu,programda çaldı.(Marshall Leeds'de oturduğunu söylemişti programda)
Tek işimiz bütün gün yeni müzik keşfetmek ve dinlemek bile olsa yine yetişemeyiz bütün dünyada yapılanlara.Halen dinlemediğimiz milyon tane grup ya da şarkı var.Ne büyük bi' güzellik bu...
Bazı insanların şanslı olduğunu düşünüyorum hala The Smiths dinlemediklerini öğrendikten sonra.

* Greenfly

Keşfedilemeyen ya da yapma bunu! dedirterek dağılan musiki oluşumlarıyla alakalı yeni bi' galibiyet serisi yakalamak hedefim.Varan 1 tabikide yıllardır hüzün sebebi olan 20 minute loop.Sittin zaman evel adı epic'li bi' site vardı adını şimdi tam hatırlamıyorum,bedava download yapılabiliyordu ki nice güzel keşfin sebebidir o site.O yıllarda şimdiki gibi her istediğimize hemen ulaşamıyoduk haliyle altın değerindeydi o tip siteler.Black Heart Procession,16 Horsepower,Songs:Ohia ve daha nice güzelliği dinlemeye vesile olmuştu o site.Epicsounds muydu ne naneydi(vefasız dinleyici) ordan keşfetmişti cüstünyen bu 5 kafadarı.("Kafadar" kelimesi tamamen kasıtlı,nefret edilesi bi' şekilde tanımladım grubu ki test edicem şekilciliğini) Ha ünlü olucaklar ha ünlü olurlar derken yıllar geçti 20 minute loop hala aynı yerde.Bustha Rymes (ki niye varsın sen iğrenç adam?) feat.'leye feat.'leye milyonlarına milyonlar kattı,Linkin Park tüm dünyada zilyon albüm sattı,abuk subuk ne kadar adam varsa Mtv Cribs'de 23 banyolu,32 odalı evlerini gösterdi ama 20 minute loop hala sefil hala sefil.Fazla bişey istemiyorum aslında onlar adına,çok zengin olmaları şart değil ama Alihan kadar bile ünlü değiller.Üstlerine benzin döküp intihar etmek isteseler "Ünlü şarkıcı Alihan kendini yakmaya kalktı"nın türevi yerine "Bi' grup müzisyen genç boğaz köprüsünde intihar şov yaptı" diye verir haberi Şov tivi...Üzülüyorum ama elden ne gelir ?
En fazla bu site aracılığıyla 3-5 kişi daha öğrenir 20 minute loop'u o kadar.Vaktine göre cesur bi' hareketle kadın ve erkek vokali birleştirmiş,ne kadar güzel lan dedirten melodiler eşliğinde bize (Ben...Custin...Bi' de hayal arkadaşımız tavşan Frank) sunmuştu.Olurda Cenırıl Motor'a siyo olursam ve 29038542903528 milyon $ aylık gelirim olursa (sayı tam doğru değil ama yaklaşık) bi' kısmını 20 minute loop'un ünlü olması için gereken promasyon (masyon..evet) için harcamaya and içtim.Gerekirse Seda Sayan'da çalmalarını sağlar,Okan Bayülgen'in programına çıkartırım.Üzülüyorum çünkü böyle güzel musiki icra eden insanların harcanmasına...
Not : Ne sevimli insansın sen ey kızıl saçlı bağyan.

* Everybody Out

* Miriam Hopkins

Bir miskinlik,bir uyuşukluktur gidiyor bünyede.Köşe yazarları nasıl oluyorda düzenli yazı yazıyorlar aklım almıyor bir türlü,bir bamya yemeği,bir patlıcan kızartma...Nejat Uygur espriciliğine açık biriyim.Kapat sayfayı,hayatına yeniden başla,sil beni...
*
Aslında yazıcak çok şey var ama yazıcak efor yok.Çok mu zor iki satır yazı yazmak diyebilirsin ama kazın ayağı öyle değil yavrucuğum...Kazın ayağı perdeli,kaz sürekli çıplak ayakla gezdiği için pislik içinde ve sarı renkte...Evet,bu sefil kelime oyununu daha öncede yaptım tabiki.Halk oylamasıyla aldığım fiidbek'ler %48'lik ezici bir üstünlükle "gerizekalısın,sen" şeklinde oldu ama duruşumdan taviz vericek değilim,tribüne oynamak hiç bi' zaman derdim olmadı.
*
Bundan kısa bir süre önce güneşi,kuşları,böcekleri ve güzel havalara dair ne varsa hepsini karşıma alıp kısa bi' konuşma yaptım.Onlara "Aralık ayı geldi.Benimde bi' sabrım var.Sittirin çıkın gidin artık hayatımdan,yerinizi su birikintilerine,kahverengi yapraklara,hafiften titreten rüzgara bırakın" dedim.Bu konuşmamın akabinde bugünlerde durumlar nispeten istediğim gibi.Samimi söylüyorum alemlerin kralı sonbahar.Müzik açısından da öyle.Yeni keşiflerim var fakat 2 albüm daha bi' güzelleşti mevsimin değişmesiyle birlikte...
Biri Department Of Eagles'ın In Ear Park'ı diğeri Deerhunter'ın Microcastle'ı.Deerhunter'ın ilk albümünü hiç sevmemiştim diye hatırlıyorum,gene çok beğenmişti popstar alaturka jürisine kadar kim var kim yoksa.Fakat bu sefer Deerhunter'ın yeni albümünü bende çok beğendim.Afferim gençler.Böyle devam edin,canımı yiyin...ya da yeyin.Canlı yayın.Canlı yayın balığı...Diyceğim o ki gerekirse Abdullah Gül'e dilekçe yazarım Deerhunter'ı devlet sanatçısı yapın şeklinde.
Department of Eagles'ın hikayesini okumaya üşendim desem ? Grizzly Bear'la bi' alakası varmış elemanlardan birinin.Ben pek sevmem Grizzly Bear'ı ama...Amaaaan sittiret ya.Üşeniyorum işte anlayışlı ol biraz.Grizzly Bear elemanı olsa ne oluuuur olmasa ne olur yani ? İsterse Ankaralı Turgut olsun davuldaki isim.Güzelse ortadaki malzeme kimin yaptığının ne önemi var.(Sen sanki bişey demedin,ben çıkarttım bu Grizzly Bear hikayesini,öyle oldu gibime geliyor ? Hakikaten iyi sabrediyosun bana.Tebrik ederim.)
Sonbaharın bize merhaba dediği şu günlerde....Ahah...Şaka tabiki...Benden böyle yorumlar bekleme.Bak şimdi delikanlı,önce Deerhunter'ın Agoraphobia'sını indiriyosun (Ata Demirer'in şahane eseri Araknafobia'yla alakası yok o yüzden rahat olun,ferah tutun gönlünüzü şarkıyı indirirken,kafalarda soru işaretine yer olmasın) akabinde de Departmen of Eagles'ın Phantom Other'ını indir,yükle mp3 aparatına bu şarkıları çık dışarı bi' yürüyüş yap bulutlara ara ara kesikler atarak...Oh mis.
("Oh mis" Türkçe'deki anlamı dışında "Ohhhh Miss" şeklinde söylendiğinde evli bi' bayanla seks halindeki(ismin seks hali) adamın feryadı(feryad acı anındaki bağırış,çağırışsa bu çift fetiş manyağı mı yoksa kekoluğuma geldi yanlış kelime mi seçtim ? Bunu asla bilemeyeceksin) gibide olabiliyor...Eş anlamın diller arası olduğunu savunan tek kişi ben miyim dünya üzerindeki ?)