Her yıl siz farkettiğiniz kadarıyla müzik konusunda bereketini barındırır. Bu bağlamda 2009 bereketsiz geçti diyeni sopalarım. Patrick Wolf, St. Vincent, Regina Spektor... Ve daha nice isim sayılabilir geri dönüşleriyle kulaklarımıza bir parmak bal çalan.
Beni ilgilendiren konseri nadir oldu belki 2010'dan o yönde daha umutlu olunabilir ki Last.fm'e etkinlik takvimine göre The Fiery Furnaces ve The Veils 2010'da memlekete uğrayacaklar bir terslik olmazsa.
Senenin en büyük yeni kazancı ise şu 4 tane Taksim sinyalcisi tipli zibidi bebeden oluşan The XX oldu benim için ki sanıyorum çoğu dinleyici içinde geçerli bu durum. The XX'i diğer gruplardan ayıran bir önyargıya sahibim ki bu gençlerin asla çatlamayacağını düşünüyorum. Yeni yıl pozitifliği midir nedir bilmem ama The XX'in 2.albümüyle de bizleri besteledikleri minimal ilahilerine kul köle edeceğine güvenim tam.
Daha evel 2 kere geçmişti The XX, batıl inancım geldi, 3'lesin dedim 2009'un son yazısında. Sonra ben The XX'i duymadım, dinlemedim, bilemedim demeyin bana yeni yılda.

Sana da bu gençlerin Night Time adlı canıma can katan yegane çalışmalarıyla veda ediyorum 2009...

2010'da da müziğimiz bol olsun.

* The XX - Night Time

Milli Piyango bana çıksın diyenler gibi bir durum dahilinde olduğunu bilsem dahi 2010 ya da sonrasındaki bir yılda(açık çek veriyorum kendime) bir şekil çok canavar bir NBA maçını önlerden izlemeyi diliyorum... Haybeye dilediğimin farkındayım o da ayrı konu.
Bakar mısın Dwight Howard hayvanının yaptıklarına ?

NBA pazarlama kısmısı geçen yıl reklam filmi için seçebileceği en "doğru" şarkıyı seçmiş diye düşünüyorum ister istemez bu tip görüntüleri gördükçe.

Not : Mal Kanye'nin ödül törenlerinde sahneye fırlayarak kendini kepaze edişine hiç girmeyelim... Kaldı ki NBA yönetimi nerden bilsin West'in öyle bir denyoluk yapacağını ?

* Kanye West - Amazing

Morrissey'in son albümü Years of Refusal'ın kapağında karşımıza Fred Perry gömlekle çıktığı ,Paul Banks'in moda şovlarında alkış tuttuğu (Sevgilisi Helena Christensen'in etkisi var mı yok mu orası bilinmez) gibi bir çok örnek verilebilir moda ve müzisyenlerin bir arada sobelenişi ile ilgili ve bu tip durumlar beni pek şaşırtmıyor. Fakat "mainstream" sayılabileceklerden nispeten daha "underground" olanların modayla olan içli dışlı halleri saydığım ilk isimlere benzeyenlere kıyasla oldukça enteresan geliyor bana. Modayı bilmediğim için markaları gözümde büyüttüğümdendir belkide 2007 yılında Patrick Wolf'un Burberry için verdiği pozları 2008 yılında gördüğümde "Ne alaka la'?" demiştim. (Ya da Patrick Wolf benim bildiğimden çok daha fazla ünlü.)
Geçenlerde 2009 arşivindeki haberleri şöyle bir tarar iken bu sefer Joanna Newsom'a ait Armani için verdiği poza rastladım. (Bütün seriye burdan bakılabilir) W magazine için çekilen resimlerden 14'ünden aşağıda da görülebilecek olanı Joanna'ya ait. Yine aynı soru kafamda :
Armani ve Joanna Newsom... Ne alaka ?
Belki ben fazla tutucu bakıyorum bu konuda kalıp delisiyim o yüzden böyle düşünüyorum. Belki de Armani halihazırdaki kitlesini zaten elinde tutarken daha alt kültür meraklısı zengin tayfayı etkilemek istiyor olabilir ya da ne istiyor ben çözemedim arkadaş.(14 sanatçı arasında pek bilinen isimlere rastlayamadım ben kültürüm yettiğince, bu arada son dönemin alt kültür-hip ismi Lykke Li'de Joanna'ya göre daha erotik bir poz ile yer alıyor listede.)
Hoş, ben modaya dair hiçbir şeyi anlayamadım ya... Neyse.

Not : Başlıktaki söz kime ait ? Söylemem. Şöyle bir site daha mevcut. Merak ise o sitenin en hoşlandığı şey.

* Blonde Redhead - The Dress

Son bir saattir işyerinden kaçacağım saati beklerken duvardaki saatle yaşadığım kesişmenin bir benzerini resimdeki Şarlot Geynsburg bacı puslu bir ormanda havaalanında bekleyen Türk çöküşü yaparak çemkirmeli gözlerle ve elleri kana bulanmış haldeyken ufka doğru yapmıştı Lars Von Trier'in Anti-Christ'ında. Şimdi sırf ibişlik olsun diye seni şpoyler delisi yapmak istemiyorum ama basit bir tiyo vermek durumundayım. Lars Von Trier denen ruh hastalığına tutulmuş yönetmen 120 dakikalık bir filmi 2 insan, 3 hayvanla bitirip, bunu izleyiciyinin ağzını açık bıraktıracak şekilde yapabiliyor ki kendisine olan saygımı üçe beşe çarpıyor böyle deneysel halleriyle. He ! Lars Von Trier bokunu çeksin oturur izlerim demiyorum ama şu da bir gerçek ki adamın yaptığı işleri izledikten sonra darbe üzerine darbe yemiş birine dönüyorum. Anti-christ'da da aynı şeyi sektirmedi Lars Von Dayı. Fakat bahsettiğim gibi koca filmde 2 insan gözüktüğü ve hikaye oyuncuların performansıyla etkilendiğinden kelli Vılyım Defo'nun ve Geynsburg'u ne kadar övsek az.
Şimdi içinizden bazı sinemanın güncesini tutanlar diyecek ki : Be anten, bu film nice evel gösterildi, torrent'lere düşeli aylar oldu madem Trier'cisin ezelden ne diye bu vakte kadar bekledin.
Dur be paşam ! Dur bi' sakin ! Var elbet bir bağlantı noktası.
Anti-christ'da oyunculuğuyla "Senin Allah'tan korkunda mı yok kadın?" dedirten Şarlot bacı şimdi de daha evel 2006'da yaptığı (1986'da yaptığı "Küçük Şarlot" albümünü saymayalım istersen) 5:55 adlı albümden sonra şimdi de IRM ile geri döndü ve ne acıdır ki memlekette "oyuncudan şarkıcı olur mu ?" tartışmaları süre dursun 38 yaşındaki bu kadın 2 koldan da gayet emin adımlarla ilerliyor ve Şarlot için "Babadan torpilli yieee" diyenleri Allah çarpıyor. Albümü bir tur dinledim fakat 5:55'deki gibi ilk dinleyişte "Ne güzel lan" dediğim eserler belirdi arada. Bunlardan biri de sarı oğlan Beck'i de yanına katarak seslendirdiği "Heaven Can Wait". Haz etmediğim Iron Maiden'ın sevdiğim nadir şarkılarından biriyle adaş olan bu eser gibi şarkılara rastlamak mümkün albümde.(Ki çok araştırmadım ama Beck'in başka yerlerde de sesini duyar gibi oldum çok dikkatli dinlememiş olmama karşın.)
İki kulvarda verdiğin bu mücadeleye, bu hırsa ve yakaladığı bu başarıya şapka çıkartırım.(Fötr)
Helal sana Şarlot. Yürü, bu yollar senin...
Not : Her ne kadar ben sevmesemde Nick Cave'in "camiadaki" konumu ortada ve Cave'in yazdığı son kitap için de çok başarılı gibi açıklamalarla karşılaşıyorum sık sık. Müzik olarak sevmedim ama yazdığı kitabı seversem o da bir kardır benim için. Bekle beni Nick Cave'in romanı, yakında çeviricem sayfalarını senin.


Eskiden kara haber tez duyulurdu, bu internet çıktığından beri bazı iyi haberlerde tez duyulur oldu ve ben bu konuda içten içe sevinsem de bunu belli etmiyorum her internet kullanıcısı gibi kendimi çok havalı ve sakin göstermeye çalıştığımdan. Frightened Rabbit yeni nevaleden bir parça düşürmüştü internete demiştik 1-2 ay evel. Şimdi de güzel haber Spoon'dan geldi. Ga ga ga ga ga (samimiyetimle söylüyorum kaç ga var hatırlamıyorum ve bu sefer içimden wikipedia'yı açıp bakmak gelmedi, kusuruma bakmazsın umuyorum bir ga hecesi için. Kaldı ki Lady Gaga'yı anımsatıyor bu albüm adı daha da tatsız bir hal alıyor bu konu o yüzden kapatalım gitsin bu parantezi.) adını verdiği ve şüphesiz ki 2000-2010 periyodunun en iyi 42 albümünden biri olabilecek şeker bal albümden sonra 2010'da da "Şen olacak düğün, şen olacak tey tey tey" mesajını veren bir albümün daha yolda olacağını anlamamıza sebeb olan yeni şarkıları Written in reverse'ü nete sızdırdılar.(Bu arada bakma sadece o albüm değil Girls Can Tell 'de girer o listeye ama o son 10 yılın en iyi 59 albümü listesine girebilir ancak.. Ordan anla kaçıncı olabileceğini.)
Ben şarkıyı beğendim. Kulu kölesi olmadım diycem ama ne yalan söyliyeyim daha çok fazla da dinlemiş değilim şarkıyı. Peki ne yalan söyliyeyim ona bişey demedin ? Hadi tamam tamam geçti.
Diğer yanda ise albümlerindeki hüzünlü havayla canımıza kast ettiğini düşündüğüm Shearwater'ın da yeni malzemesinden bir şarkı nette dolaşır halde. Niyeyse ben bu adamları dinleyince Türk Filmi drama kafası yaşıyorum. Kavuşamayan aşıklar, puşt zenginlerin zulmü, dayak yiyen çocuklar gibi şeyler beliriyor zihnimde. Gülme be oğlum, üzülüyorum hakikaten.
Hatta şakaya gel, iğrençliğe gel : Shearwater'ın 2010'un en iyi albümlerinden birini yapacağına albüm çıkana kadar kefil, albüm çıktıktan ve dinledikten sonra da sefilim. Bu kadar kesin.

Fuck Buttons tekin olmayan bir ikili. Beni ürküten bir ikili. Bir gece ansızın kapıyı çalsalar gözden baktığımda karşımda bunları görsem kapıyı açmayacağım bir ikili. Fakat uzaktan seviyorum onları. Üstelik drone denen türe olan sevgisizliğime karşın yapıyorum bunu. Açıklaması güç hisler içerisindeyim onlara karşı. Bir yanım "Oğlum kapat ulan şunu mal gibi müzik" derken diğer yanım "Ne kadar hipnoz edici bir tınıdır bu bebeğim" diyerek çelişkide kalmama sebeb oluyor. Bu da yeni değil nicedir arşivimizin bi' kenarında duran bir albümdü. Ben diyim ekim sen de eylül o vakitten beri duruyordu da üzerine yazı yazamadıydım. Bu aralar dijitürk kumadasıyla yaşadığım sorunlar üzerine Fuck Buttons dinleyesin geldi ve Tarot Sport'u 2-3 tur dinledikten sonra gene kitlendim bu antik kuntik insanlara. Bu tip normal bir dinleyici için "sıradışı deneysellik"te yapıldığı düşünülecek albümler mutlaka listelerde ilk 10'a girer, ilk 20'ye girer... Girer arkadaş ! Drownedinsound yılın 5. albümü göstermiş albümü, NME 8 demiş, Piçfork 11 demiş ama en nihayetinde ilk 20'de demiş hepsi.
Bak hala aynı şeyi söylüyorum bi' yanım kapat derken diğer yanım özgünlük manyağı olduğundan çok seviyor bu adamları ama bu tip hikayelerdeki "Aaaabi süper yaaa"cılara kılım. Tamam güzel albüm, sanat, deney, elektronik hepsi tamam ama biriniz de çıksın desin ki "Kanka biz sevmedik bu albümü, bizde ilk 50'ye giremez.". Hepiniz mi çılgınsınız ey müzik medyası ? Hani öyle genel geçer tarzda bir albüm olsa tamam ama bu albümü hepiniz tarafından zirveye oynamasada zirve takipçilerinden gösterilmesi beni işkillendirdi. Sonra SouthPark'ın bi' bölümünde ölmek üzere olan Cartman'ın "Aslında Baba'yı hiç beğenmemiştim, herkes seviyor diye bende çok beğendiğimi söylemiştim" tadındaki dünyanın en tatlı itirafını yapan bir duruma düşerseniz geri dönüşüm kağıt dinlemem ortadan yırtarım derginizi, sağdan soldan hacklerim websitenizi.(Dergi tamam da piçfork'u hekleme kısmında biraz uçtum, farkındayım.)

* Surf Solar


Bu ara yeni bir şeyler yerine son 1-2 ay dahilinde alaşağı ettiğim albümleri dinliyordum. Bunların başında da Taken by Trees ve Owen'ın albümleri geliyor.
Doğru düzgün American Football dinlemişliğim yok ikenn ve American Football'un kafa adamı Mark Kinsella'nın solo projesi Owen'ı 5.albümünde daha yeni keşfetmiş iken bana yazıklar olsun mu ? Hem de dibine kadar olsun.
Şikagolu bu aslan parçası o kadar güzel bir albüm yapmış ki albüm kapağı dışında pek de kusur bulamıyorum kendisine. Basitçe "Sakin ve güzel folk" olarak özetlenebilecek New Leaves'den gördüğüm kadarıyla Owen'da büyük iş var, bu bağlamda American Football'u da yoklamak gerekli tez elden.
"Good Friends, Bad Habits" adlı "Antik kuntik insanlarla dost oldum neyleyeyim" yakarışlı şarkı albümün yıldızı gibi gözükse bile albümün son şarkısı Curtain Call'a kadar şahane melodilere sahip 10 şarkıya sahip New Leaves. Yıl bitmeden 2009'un en canoları listesine adını yazdırdı benim nazarımda.

* A Trenchant Critique

Tek satır içermiyor oluşuna karşın benim için çok şey ifade edebilen 19.11.2009 tarihindeki yazıya bir devam niteliğinde bu yazı.
*

Resmi Natalie Dee yapmış. Peki karikatürize edilmiş olan Morrissey "mutsuz doğumgününü" kutlarken çok mu abartıyor ? Çok da değil. Hepimiz bir gün öleceğiz. Hatta bazı tanıdıklarımız çoktan öldü. Bazılarımızın ise yakın bir tarihte öleceğini bilmemize karşın "salağa yatıyoruz" ısrarla...
Madem öyle... ?
*
17.11.1998'den kısa bir süre sonra "Madem öyle... Müzik dinlerim" sonucuna varmış ve bu süreçte albümler almış, konserlere gitmiş, milyon tane mp3 indirmiş ve paylaşmış biri olarak haddimde olmayarak sizlere naçizane tavsiyem ve ricam şudur ki : Tür, isim, imaj, önyargı, vesaire dert etmeksizin müzik dinleyiniz.
Blogun başlığının altında Bernard Shaw'un sözü yer alsa da bir de Nietzsche'nin şu sözü var unutulmaması gereken : Müziksiz bir hayat, hatadır.
Müzik dinleyiniz. Çünkü müzik en yüce sanat formudur.

Yıllık rutin içsel depresyonumdan çıktığımı düşünüyorum ve buna göre müzik hakkında yazmaya devam edebilirim.
Bu blogu okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim.

* Mustafa Sandal - Nerdesin ?